Osmanlı İstanbul’unda Kediler: Şehrin Sessiz Sakinleri

Osmanlı İstanbul’unda Kediler ve Kedi Sevgisi

Osmanlı İstanbul’unda Kedilerin Günlük Yaşamdaki Yeri

Osmanlı döneminde İstanbul’un büyük bölümünde ahşap yapılar bulunuyordu. Evler, dükkânlar ve depolar, kemirgenlere karşı korunması gereken yaşam ve çalışma alanlarıydı. Kediler, fareleri uzak tutarak yiyeceklerin ve günlük kullanılan eşyaların korunmasına katkı sağlardı.

Bu nedenle kediler yalnızca evlerde beslenen hayvanlar değildi. Mahallelerde, çarşılarda, meydanlarda ve cami çevrelerinde de insanlarla birlikte yaşıyorlardı. İnsanların yaşam alanlarına yakın bulunmaları, şehir halkıyla aralarında doğal ve sürekli bir bağ kurulmasını sağlıyordu.

Kedilerin koruyucu rolü yabancı seyyahların anlatılarına da yansımıştır. Fransız seyyah Michaud, İstanbul’daki camilerde halı ve kilimlere zarar veren fareleri yakalamaları için kediler bulundurulduğunu aktarır. Michaud’ya göre bazı camilerde haftanın belirli günlerinde mahallede yaşayan kedilere et de dağıtılıyordu. 

Limanlarda ve Gemilerde Kediler

Kediler, gemilerdeki fare ve sıçanları kontrol altında tutmak amacıyla yüzyıllar boyunca denizcilere eşlik etti. Kemirgenlerin yiyecek stoklarına, halatlara ve ticari yüklere zarar vermesini önleyen kediler, gemi yaşamının işlevsel bir parçası hâline geldi.

Osmanlı döneminde farklı bölgelerden gelen gemilerin uğrak noktası olan İstanbul, hareketli bir liman kentiydi. Ticari malların ve yiyeceklerin toplandığı gemiler, iskeleler ve depolar kedilerin avlanabileceği alanlar oluşturuyordu. Böylece kediler, liman çevrelerinin ve denizcilik yaşamının doğal sakinleri arasında yer aldı.

Saray Yaşamında Kediler

Osmanlı döneminde hayvanlar saray yaşamının da bir parçasıydı. Saraylarda kedilere, köpeklere ve kuşlara yer verilirdi.

Topkapı Sarayı’ndaki Karaağalar Koğuşu’nda kedilerin rahatça girip çıkabilmesine imkân veren özel bir kapının bulunması, saray yaşamında onlara da alan tanındığını gösteren dikkat çekici örneklerden biridir. Bu ayrıntı, kedilerin yalnızca sokaklarda değil, saray çevresinde de kabul gördüğünü ortaya koyar.

II. Abdülhamid’in kızı Ayşe Osmanoğlu da Babam Sultan Abdülhamid adlı hatıratında babasının kedilerinden söz eder. Osmanoğlu’nun anlattığına göre “Pamuk” adlı beyaz Van kedisi, önce kendisine verilmiş; ancak daha sonra II. Abdülhamid’in odasına giderek oradan ayrılmamıştır. Pamuk, padişahla birlikte Selanik’e, ardından Beylerbeyi Sarayı’na kadar gitmiştir. Bu anlatı, kedilerin son dönem Osmanlı saray yaşamında padişah ailesinin yakınlık kurduğu evcil hayvanlar arasında da yer aldığını gösterir. 

Sokak Hayvanlarını Besleyen Mancacılar

Osmanlı şehir yaşamında dikkat çeken mesleklerden biri mancacılıktı. “Manca”, genel olarak yiyecek anlamına gelmekle birlikte halk dilinde kedi ve köpeklere verilen ciğer, dalak ve yürek gibi sakatatlar için de kullanılıyordu. Bu yiyecekleri satan seyyar satıcılara ise “mancacı” veya “seyyar ciğerci” deniliyordu.

Sokak hayvanlarını beslemek isteyen insanlar mancacılardan yiyecek satın alarak kedilere ve köpeklere verebiliyordu. Bazı kişiler ise mancacılara para vererek sokak hayvanlarının kendi adlarına beslenmesini sağlıyordu.

Bu uygulamalar, hayvan beslemenin günlük şehir yaşamı içinde belirli bir düzene sahip olduğunu gösterir. Sokak hayvanlarına yiyecek vermek yalnızca bireysel bir davranış olarak kalmamış, bu ihtiyaca yönelik bir mesleğin doğmasına da katkı sağlamıştır. 

Sokak Hayvanlarına Ekmek Verilmesini Şart Koşan Vakıf

Vakıflar Genel Müdürlüğü kaynaklarına göre, 1778 yılında Rumeli Hisarı’nda kurulan Hacı Mustafa oğlu Hacı Mustafa Vakfı’nın şartları arasında her gün ekmek satın alınarak sokak hayvanlarına, özellikle de köpeklere verilmesi bulunuyordu. Kaynaklarda bu vakıf, “Sokak Hayvanlarına Ekmek Veren Vakıf” adıyla da anılır.

Vakfiyede bu şart şu ifadelerle belirtilmiştir:

“…ve yine hisar-ı mezkûrda külle yevmin otuzar akçalık nân-ı aziz iştira olunup küllâba eklettirile…” 

Bu ifade, her gün otuz akçalık ekmek satın alınarak köpeklere verilmesinin vakfın sürekli görevlerinden biri hâline getirildiğini gösterir. 

Kedilerin Beslenmesi İçin Vakfedilen Ciğerler

Osmanlı toplumunda insanlar, sokak hayvanlarının ihtiyaçlarının kendi hayatlarından sonra da karşılanması amacıyla gelir veya miraslarından pay ayırabiliyordu. Bu uygulamalar, fırıncılar, kasaplar, mancacılar ve farklı görevliler aracılığıyla sürdürülebiliyordu.

Kaynaklarda, İstanbul’un Koca Mustafa Paşa semtindeki Şeyh Evhad Tekkesi’nde sahipsiz kedilerin beslenmesi için her gün belirli miktarda ciğer ayrıldığı aktarılır. Bazı aktarımlarda bu miktarın günde iki sırık ciğer olduğu belirtilir. Bu örnek, kedilerin beslenmesinin kişisel ve geçici bir iyilik olarak görülmediğini; sürekliliği sağlanabilecek bir sorumluluğa dönüştürülebildiğini gösterir. 

Hayvanlara Yönelik Koruma Anlayışı

Osmanlı’da hayvanların çalışma koşullarına yönelik çeşitli düzenlemeler bulunuyordu. II. Bayezid dönemindeki ihtisap kanunnamelerinde sakat veya güçsüz hayvanların çalıştırılmaması, semerlerinin kontrol edilmesi ve ağır yük taşımalarının önlenmesi isteniyordu. III. Murad dönemindeki 1587 tarihli fermanda da zayıf hayvanların çalıştırılması, kötü semer kullanılması ve taşıma kapasitesinin aşılması yasaklandı.

Sonraki düzenlemelerde yük hayvanlarının çalışma süreleri sınırlandırılırken halk da sokak hayvanlarının beslenmesine katkıda bulunuyordu. Bazı seyyahlar, kafesteki kuşları satın alarak serbest bırakan kişilerin bulunduğunu da aktarır. 

Yabancı Gözlemcilerin Anlatılarında Osmanlı’nın Hayvan Sevgisi

1836-1839 yılları arasında Osmanlı Devleti’nde askerî danışman olarak görev yapan Prusyalı subay Helmuth von Moltke, mektuplarında Osmanlı toplumunun hayvanlara yönelik yaklaşımından söz eder: “Türkler hayırseverliklerini hayvanlara karşı bile gösterirler. Üsküdar’da bir kedi hastanesi bulursun, Beyazıt Camii’nin avlusunda da güvercinler için bir bakım yeri vardır.” 

Bu anlatım, kedilere ve diğer hayvanlara gösterilen ilginin yabancı gözlemcilerin de dikkatini çektiğini ortaya koyar. 

Osmanlı’dan Günümüze Uzanan Kedi Sevgisi

Osmanlı döneminde İstanbul kedileri evlerde, sokaklarda, çarşılarda, camilerde ve saraylarda insanlarla birlikte yaşıyordu. Kemirgenleri uzak tutmaları kedilere günlük yaşamda işlevsel bir yer kazandırsa da onlara gösterilen ilgi bununla sınırlı değildi. Mancacılardan alınan yiyeceklerle beslenmeleri, bazı vakfiyelerde ihtiyaçlarına yönelik şartlara yer verilmesi ve onlar için yiyecek ayrılması, kedilerin sevilen ve gözetilen canlılar olduğunu gösterir.

İstanbul’un bugün de kedileriyle tanınmasında bu tarihsel birikimin önemli bir payı vardır. Geçmişte yiyecek ve barınma ihtiyacını karşılamakla öne çıkan bakım anlayışı, günümüzde düzenli beslenme, temiz suya erişim, hijyen ve günlük sağlık takibi gibi kapsamlı ihtiyaçları içeriyor.

PETKIT, geliştirdiği akıllı evcil hayvan ürünleriyle bu ihtiyaçların daha düzenli ve pratik biçimde karşılanmasına yardımcı olur. Akıllı mama kapları porsiyonların ve beslenme saatlerinin planlanmasını, su pınarları kedilerin gün boyunca temiz ve taze suya erişmesini destekler. Otomatik kedi tuvaleti hijyen rutinini kolaylaştırırken farklı bakım ürünleri de kedilerin günlük yaşam konforuna katkıda bulunur.

PETKIT’in teknoloji destekli çözümleri, kedi sahiplerinin bakım süreçlerini yakından takip etmesine ve günlük rutinleri kedilerinin ihtiyaçlarına göre düzenlemesine imkân tanır. Böylece yüzyıllardır İstanbul kültürünün bir parçası olan kedi sevgisi, günümüzde bilinçli, düzenli ve teknoloji destekli bakım anlayışıyla sürdürülür.

Kaynakça

Etiketler:
Temmuz 31, 2026
Listeye dön
cultureSettings.RegionId: 0 cultureSettings.LanguageCode: TR
Çerez Kullanımı

Sizlere en iyi alışveriş deneyimini sunabilmek adına sitemizde çerezler(cookies) kullanmaktayız. Detaylı bilgi için Çerez Politikamızı inceleyebilirsiniz.